PAÜ Öğrencisi, Bovington Tank Müzesi Müdürü Richard Smith ile Röportaj Yaptı

24.01.2023

Pamukkale Üniversitesi Turizm Fakültesi Turizm Rehberliği Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi Deniz Demircioğlu, Prof. Dr. Naci Polat’ın Müze Rehberliği Dersi kapsamında Bovington Tank Müzesi Müdürü Richard Smith ile çevrimiçi bir röportaj yaptı.

Röportajında ilk olarak kuruluşu 1923’e kadar giden Tank Müzesinin tarihini kısaca anlatan Smith şunları aktardı: “Müzenin tarihi Bovington Kışlası ile başlar. Bu kışla bölgede bulunan bir Britanya Ordusu kışlasına komşuydu. Bu yüzden buraya bir tank birliği konuşlandırıldı. 1916’da burası gizli silahların geliştirildiği ve test edilmeye başlandığı bir tank karargâhı oldu. Bunun nedeni ise bulunduğumuz alanın şehirden uzak ve ıssız bir yerde oluşuydu. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra 1919’da burada konuşlu olan tank birliği geri çağrıldı. Askerler de geri dönüşlerinde araçlarını ve ekipmanlarını da beraberlerinde götürdüler. Bazı özel olan araçlar ise diğerlerinden ayrıldı ve farklı bir alana konuldular.  Ondan sonra ne olduğu pek açık değil ama kulaktan kulağa aktarılan hikâyeye göre 1923 yılında kendisi de o güne kadar Birinci Dünya Savaşı’ndan en çok bahseden kişilerden biri olan İngiliz yazar Rudyard Kipling, Bovington’ı ziyaret etti. Kipling, park edilmiş tankları gördü ve bunların toplanıp sergilenmesi fikrini ortaya attı. Böylece bir savaş müzesinin hayata geçirilmesi düşüncesi ortaya çıkmış gibi görünüyor ama ben bunun gerçekliğinden pek emin değilim.  Bundan sonra bu bölgede ordu kendi içinde küçük bir tank koleksiyonu oluşturmaya başlıyor ama bu koleksiyonun halka açılması da 1940’ların sonunda oluyor. Günümüzde mevcut olan ve vakıf tarafından yönetilen müze ise 1970 yılında açılıyor.”

 

Röportajın devamında Richard Smith müze ile ilgili detayları şu şekilde aktarıyor: “Büyük ihtimalle Rusların müzesinde bizden daha fazla tank var ama biz kendimizi en fazla çeşide sahip tank koleksiyonu olan müze olarak görüyoruz ve de en büyüğü. Bulunduğumuz bina 200 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Ayrıca koleksiyonumuzda tarihte yapılmış ilk tanktan günümüzde kullanılan tanklara kadar neredeyse tüm tank örnekleri var. Aynı zamanda bizim müzemizin ziyaretçi sayısı da yılda 220 bin ila 300 bin arasında değişmektedir.  Koleksiyonumuzda ‘Küçük Willy’ de bulunuyor ki bu araç tarihte yapılmış ilk tank. Ondan itibaren 1915’ten 1960’lara kadar günümüz tankları da bulunuyor. Örnek vermek gerekirse Afganistan’da kullanılmış tanklar da var.  Şu anda Avrupa’da sosyal medyada en başarılı kabul edilen müze biziz. Dünyaya baktığımızda sanırım en başarılı üç ya da dördüncü en büyük müzeyiz. Kitlelere ulaşma yönünden bakarsanız şu anda en büyük kitlemiz ki kitle derken sadece fiziksel olarak buraya gelenlerden değil aynı zamanda sosyal medyadan bizi takip edip içeriklerimizden faydalanan insanlardan da bahsediyorum.”

Müzenin özel günleri ve Tank Festivali ile Tiger günü gibi etkinliklere de değinen Smith şunları söyledi: “Tiger 131 olarak isimlendirdiğimiz Tigerımız şu anda dünyadaki en ünlü tank. Günümüzde ise dünyada orijinal olarak sadece altı tane Tiger tankı bulunuyor. Bunu söylememin nedeni birkaç tane yeni Tiger tankının da arada üretilmiş olmasıdır.  Bu altı orijinal tanktan sadece bir tanesi çalışır vaziyette ve o da bizim elimizde bulunmaktadır. İşte bu yüzden biz ona kahraman objemiz diyoruz. Öyle ki insanlar onu görmek için çok farklı yerlerden buraya seyahat ediyorlar, aynı Rosetta Taşı veya Mona Lisa tablosunu görmeye gelmek gibi. Tank Festivali bizim yıl içindeki prestij etkinliğimiz olarak nitelendirebileceğimiz en büyük etkinliklerden. Bu festivale yılda 20 ila 22 bin kişi katılıyor. Katılanların % 20’si farklı ülkelerden buraya geliyorlar. Yani bu çok büyük bir etkinlik. Tiger eskiden bu festivalin yıldızıydı. Fakat zamanla bu ‘Tiger ve Diğer Araçlar’ festivaline dönüşmeye başladı. Bu yüzden de Tiger’ı Tank Festivali’nden çıkardık. Tiger 131 kendi etkinliğini rahatlıkla taşıyabiliyor ise kitleleri çekmemiz için diğer 50 farklı aracı yanında gezdirmemize gerek olmadığını düşündük. Tiger Gününde yaptığımız şey ise Nisan ve Eylül aylarını da kullanarak bu sayede daha düzenli bir şekilde tankımızı çalıştırmak oldu. Düşüncemiz bu sayede araca daha iyi bir bakım yapmak, daha düzenli bir şekilde çalıştırmak ve motorun sağlığını korumaktı. Böylece motorun içinde kalan yağların birikmesi gibi motora zarar verebilecek durumların önüne geçebiliyorduk. Yani anlayacağınız üzere farklı miktarlarda para ödemeniz karşılığında farklı şekillerde etkileşimde bulunup farklı deneyimler yaşayabiliyorsunuz.”

Günümüzün en büyük problemlerinden bir tanesinin de küresel ısınma olduğuna değinen Smith konu ile ilgili olarak Bovington Tank Müzesinin çalışmalarını şöyle aktardı: “Dünyanın iklim problemini biz çözemeyeceğiz ama durumun daha da kötüye gitmesini yavaşlatıp, engellemek adına elimizden geldiğince yardım da bulunacağız. Bunun içinse birtakım şeyler yapıyoruz. Bunun en başında da güneş panelleri geliyor. Müze binamız çok büyük ve binanın bir kısmı bu güneş panelleri ile kaplanmış vaziyette, çünkü neden olmasın? (gülerek) Bundan bir gelir elde ediyoruz ve enerjimizin %10’unun bu şekilde karşılıyoruz. Ayrıca plastik kullanımımızı düşürmek için çok çaba sarf ettik. Bunu da farklı alanlarda gerçekleştirdik. Özellikle kâğıttan yapılmış tek kullanımlık bardaklar, tabaklar ve çatal-bıçak gibi şeyleri kullanmaya başladık. Büyük etkinlikler yaptığımız zaman ise ‘Frank Water’ adında bir vakıf ile birlikte çalışıyoruz. Bu vakıf insanların plastik su şişelerini atmaları yerine bunların tekrardan kullanılmaları için bir takım teşvikleri hayata geçiriyor. Su doldurma alanları sayesinde 13 ila 14 bin civarında plastik su şişesinin çöpe atılması yerine tekrar doldurulup kullanılmasını sağladık ki bu herkesin işine geldi. İşimiz belki küresel ısınma ile doğrudan ilgili olmayabilir fakat daha sorumlu bir şekilde çalışabiliriz.”

 

“Müzede çalışma hakkında tek önemli şey; onu seviyor olmalısınız.”

 

Konuşmasının sonunda ise öğrencilere tavsiyelerde bulunan Smith şunları dile getirdi: “Eğer aldığınız ders müzede çalışmak hakkında ise buradaki tek önemli şey; onu seviyor olmalısınız. Bu müzede çalışmanın başlangıcı ve sonudur. Eğer çalıştığınız müzenin konusunu seviyor iseniz, müzede çalışmak fantastik bir kariyerdir. Eğer sevmediğiniz bir konunun müzesinde çalışıyor iseniz… Gidin ve başka bir iş bulun. Fakat sevdiğiniz bir konunun sergilendiği müzede çalışmak ve oradaki eserleri gelecek nesiller için koruyup sergilemek ve insanlara aşılamak, harika bir ayrıcalık.”

 

Röportajın tamamı için:   

https://www.youtube.com/watch?v=sIJLtFpHjd0&list=LL&index=2&t=1609s

 


İlgili Haberler